Image
Anasayfa arrow paranTEZ arrow AB için zor sınav işgücü piyasasında
Anasayfa
Haberler
paranTEZ
TESTim
sÖZ
Karikatür
İK Fıkra
İK Gelişim
SİZce
İLETişim
Faydalı Linkler
Site Haritası
Bültenler

 

DATASSIST'in periyodik bülten gönderiminden yararlanmak için kayıt yaptırınız.

AB için zor sınav işgücü piyasasında Yazdır E-posta
Image

AB raporu, hem Türkiye ekonomisinde son yıllarda alınan yolu, hem de yapılması gerekenleri içeriyor. Ekonomide büyük sınavlardan biri işgücü piyasasında yaşanacak.

-------------------------------------------------------------------------------------------

Raporun işgücü piyasaları konusunda söyledikleri

I) 1999’dan bu yana kayıtlı istihdam 900.000 kişi azalmıştır. Oysa aynı süre içinde çalışma yaşındaki nüfus 4.6 milyon kişi artmıştır. İşgücüne katılım oranı düşmüştür.

II) Genel işsizlik oranı yükselmiştir. Bu artış gençlerde ve eğitimlilerde belirgindir.

III) 2001 krizi sonrası toparlanma henüz istihdama olumlu bir etki yaratmamıştır.

IV) İstihdamın üretimdeki artışa duyarlılığının azalmasının arkasında işgücünün niteliğine ilişkin sorunlar olduğu görülmektedir. Eğitime ayrılan kaynağın yetersiz olduğu ve eğitimin işgücü piyasasının gereksinimlerine uyum sağlayamadığı görülmektedir.

(Kaynak: 2004 Regular Report on Turkey’s Progress Towards Accession, Brüksel: 6 Ekim 2004, s.61)

--------------------------------------------------------------------------------------------------

Avrupa Komisyonu’nun raporunda Türkiye’nin ekonomik durumuyla ilgili olarak oldukça kapsamlı değerlendirmeler var. Rapor, hem AB ölçütlerine göre Türkiye’nin nerede olduğunu, hem de Türkiye’deki değişimin yönü ve hızı konusunda ulaştığı sonuçları aktarıyor. Bence bu değerlendirmelerin genel havası şöyle özetlenebilir:

“AB ile Türkiye arasında ele alınan her iktisadi konuda, kapatılması gereken ciddi farklılıklar var. Ancak Türkiye AB ile çok uzun zamandır yaygın ticari ilişki içinde bulunan bir ülke olduğu için nereye yöneleceği konusunda fikir sahibi. Türkiye’de de bu farklılıkları azaltıcı yönde gelişmeler var. Bu nedenle, yeterince süre verildiğinde, Türkiye’nin AB ölçütlerine uygun bir rekabetçi ortam oluşturmasi ve AB içindeki rekabete dayanabilecek bir ekonomi yaratması olanaklıdır.”

Bu ifade, bundan sonra Türkiye’nin içine girmesi gereken uyarlama sürecinin ne kolay olacağı, ne de kısa süreceği anlamına geliyor. “Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenebilme Yeteneği” başlığı altında 28 konu yer alıyor. Türkiye’nin bu 28 konunun her birisi için çeşitli önlemler alması gerekiyor. Alınan önlemlerin sadece ilgili olduğu alan içindeki sıralaması ve zamanlanması da yetmiyor. Türkiye, bu önlemleri alırken, diğer alanlar üzerindeki etkilerini de hesaba katmak zorunda. Aldığınız bir önlemin, başka bir alanda düzenleme yapmanın maliyetini arttırmasını sağlamaya dikkat etmek gerekiyor. Bütün bunlar yapılırken “toplumun refahının”, gelecek nesilleri de içerecek biçimde, gözetilmesi gerekiyor. Alınan önlemlerin toplumsal maliyeti bugünkü nesil üzerinde mi kalacak, gelecek nesil(ler)e mi aktarılacak? Niçin?

Özetlemek bile zor ve uzun sürüyor. Ya gerçekleştirmesi?

Raporda işgücü piyasasına ilişkin değerlendirmesi yukarıda çizdiğim havanın biraz dışında kalıyor. Türkiye’nin nüfusunun fazlalığı zaten çeşitli nedenlerle Avrupa’da kaygı yaratıyor. Bir de buna yüksek işsizlik eklenince “Avrupa’yı iş arayan Türklerin dolduracağı” biçiminde korkutucu senaryolar gündeme geliyor. Bu koşullar altında raporun işgücü piyasasındaki gelişmeleri daha ihtiyatla değerlendirilmesini doğal karşılamak gerekir.

Aslında yandaki tablolardaki maddelerde bilinmeyen bir şey yok. AB Komisyonu Türkiye’de işgücü piyasası ile ilgilenenlerin üzerinde israrla durdukları görüşlere katılmış oluyor. Belki, böylelikle; işgücü piyasasındaki sorunların çözüme doğru gitmesinin AB ile olan ilişkiler açısından olumlu olacağının altı çizilmiş oluyor. Özünde, bu sorunların çözüme kavuşturulması, AB-Türkiye ilişkilerinin ötesinde Türkiye’nin nasıl bir büyüme yolunda ilerleyeceği ve nereye yöneleceği açısından önem taşıyor.

Bu sorunlara çözüm bulmak ise, o kadar kolay değil. Bırakın çözüm bulmayı, işgücü piyasasında neler olup bittiğini anlamak bile zor. Ama, son yıllarda Türkiye’de işgücü piyasası gelişmelerini inceleyen epeyce çalışma yapıldı. Bu alanda derinlemesine çalışmalarıyla haklı saygınlık kazanmış olan Koç Üniversitesi Ögretim Üyesi Doç. Dr. Insan Tunalı’nın kaleme aldığı bir çalışma, yakınlarda Türkiye İş Kurumu tarafından yayınlandı. (İnsan Tunalı: İstihdam Durumu Raporu, Ankara: Türkiye İş Kurumu Yayını, 2004). Bu çalışma yazarın başkanlığında bir araştırmacı grubunun Avrupa Komisyonu’na sunulmak üzere hazırladıkları raporun çevirisi rapor, işgücü piyasasını çok yönlü olarak ele alıyor. Sadece istatistiksel bilgileri vermekle kalmıyor. Bu piyasayı biçimlendiren kurumsal yapı, yasal düzenlemeler ve politika kararları hakkında da bilgi veriyor. Raporun sorunları ve umut noktalarını dengeli anlatan bir yapısı var. Okuyucuyu korkutmuyor ama sorunun ciddiyetini anlamasını sağlıyor.

Bu çalışmanın bulguları ışığında, Türkiye’nin büyüme sorununu ele almak istiyorum. Türkiye’nin AB ülkeleri ortalamasıyla arasındaki gelir farkını (onların da büyümeye devam edeceklerini gözden uzak tutmayarak) nasıl kapatabileceğini düşünelim. Basit bir alıştırma yapalım. Avrupa Komisyonu Raporu’nda satın alma paritesine göre Türkiye’nin adam başına gelirini (GSYIH) 5800 Euro olarak veriyor. Bu AB-25’e giren ülkelerin ortalama adam başina gelirlerinin yüzde 27’sine karşılık geliyor. Bu ülkelerin önümüzdeki dönemde adam başına gelirlerini ortalama olarak yüzde 2 arttırabileceklerini varsayalım. Bu koşullarda Türkiye’nin adam başına gelirinin AB-25 ülkelerinin ortalama adam başına gelirinin yüzde 60’ına ulaşması için büyüme hızının ne olması gerektiğini hesaplayalım. Aşağıdaki tabloda bu hedefe 10,15,20 ve 25 yılda ulaşılması durumunda adam başına ve toplam GSYİH’da sağlanması gerekli “sürekli” büyüme hızı verilmektedir:

Türkiye’nin Sağlaması Gereken Adam Başına GSYIH Artış Hızı (%)

10 yıl 15 yıl 20 yıl 25 yıl

10.48 7.58 6.15 5.31

Türkiye’de % 1 Nüfus Artışı Olduğu Varsayımı Altında GSYİH Büyüme Hızı

10 yıl 15 yıl 20 yıl 25 yıl

11.58 8.66 7.21 6.36

Büyüme hedefi değişmeli

Türkiye’nin tarihinde böyle bir büyüme performansı sağlanamamıştır… Hedefi daha mütevazi seçsek bile şimdiki büyüme yolunun degiştirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Seçilecek büyüme yolunun işgücü piyasası açısından şu özellikleri taşıması gerekiyor:

I) Türkiye’de istihdamın artması gereklidir. İşgücüne katılım oranının düşük olması bunu olanaklı kılmaktadır. Tunalı (2004,s.41-46)’da gösterildiği üzere, önümüzdeki dönemde işgücüne katılım oranının artmasına yol açabilecek etmenler daha baskın görünmektedir.

II) Türkiye’nin işgücünü daha nitelikli hale getirmesi gerekmektedir. Bu egitim alanına daha fazla yatırım yapılmasını gerektirir. Öte yandan Tunalı (2004,s.19)’daki tablodan görüleceği üzere 1988-1994 arasında Türkiye’de daha üst düzeyde öğrenim görmenin getirisi düşmüş görünmektedir. Bu Türk eğitim sisteminin işgücü piyasasının gereksinimlerini sağlamakta zorlandığını göstermektedir. Çalışmanın 6. bölümünde Türkiye’de öğrenim ve mesleki eğitim sistemleri ele alınmaktadır, (Tunalı, 2001, s.73-88). Bu bölüm, Türkiye’nin bu sorunun farkında olduğunu ancak yeterince kaynak ayıramadığını da göstermektedir.

III) Türkiye’de emeğin verimliliğini artırabilmek için çalışan başına daha fazla yatırım yapılması gerekmektedir. Bu ise, Türkiye’nin daha çok tasarruf etmesi ve bu tasarrufunu verimli yatırımlara dönüştürmesini gerektirmektedir. Yabancı sermaye ne “SAS (ara ve kurtar) komandosudur”, ne de “hayır derneği”… Yabancı sermayenin bu sorunu çözmekte olan ülkelere katkı sağladığı görülmüştür ama gelip bu sorunu çözdüğüne ilişkin örnek yoktur.

IV) Türkiye, toplam faktör verimliliğini artırmalıdır. Bunun için de çağdaş yönetim ilkelerinin uygulanmasının yaygınlaştırılması gereklidir. Bunu sağlamanın bir yolu ekonomiyi olabildiğince rekabete açmak olmakla birlikte, şirketlere bu konuda teknik ve mali destek sağlamanın da gerekli olduğu unutulmamalıdır.

Dikkat edilirse, bunların yapılmasının gerekli olması, Türkiye’nin AB üyesi olup olmaması ile hiç ilgili değil. Bunlar, sadece çocuklarımıza/torunlarımıza AB ortalamasının % 60 dolaylarında adam başına geliri olan bir ekonomi bırakmak isteyip istemeyeceğimize bağlı. AB üyesi olma yolunu seçmek ise, bu programı hangi koşullar (ya da kısıtlar) içinde gerçekleştireceğimizle ilgili bir konu. Bunu beğenmiyorsak yapılabilir seçeneğimizin ne olduğunu ve bunu seçtiğimiz takdirde uymamız gereken koşulları tanımlamamız ve tartışmamız gerekiyor.

Kaynak : Referans Gazetesi, Hasan Ersel

 
< Önceki   Sonraki >

Bankalar Cad. Bozkurt Han No:3 Kat:2 Karaköy-İstanbul-Türkiye

Tel: +90-212-251 45 50 Faks: +90-212-251 40 22 Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır