 Yasadışı çalıştırma, sadece ahlaken kabul edilemez olmayıp, aynı zamanda düzenlenmiş iş piyasasında ücret ve çalışma koşullarını da baltalamaktadır.
Yasadışı göçebe işçi çalıştırarak, çalışma kaynaklarının suistimal edilmesi ile ilgili son zamanlarda yaygın olan raporları görmezden gelmek zordur.
Suistimaller dünyanın her yerinde olağan gözüküyor. Dünyanın en büyük ekonomisine baktığınızda arka sokaklarda göçebe işçiler tarafından iskan edilmiş, düşük ücretle işçi çalıştıran işyerleri veya düşük gelirli çiftçilerin tarlalarını bulacaksınız.
İtalya’da bu problem, Kuzey Afrika ve Balkanlar içine kolayca ulaşilabildigi için onlara özgüdür. Bu nedenle, Italyan ekonomisini informal çalişma pazarini dikkate almaksizin analiz etmek imkansizdir.
National Geographic Dergisi’nin Eylül sayısındaki bir makalede Florence yakınlarındaki bir deri eşyalar atölyesinde el çantaları paketleyen Çinli çocukların fotoğrafları bulunuyordu.
Aynı raporda, merkez Amerika’dan kaçarak ABD sınırını aşan ve Florida’da yılda ortalama $7500 (4600 pound) ücretle çalışan göçmen tarım çalışanlarının hikayeleri yer alıyordu.
Meyve suyu kutularında katkı maddeleri hakkında birçok bilgi var ama maalesef bu konular hakkında bilgi bulamıyorsunuz. Son kullanma tarihi tazeliğini garanti ediyor, fiyatları karşılaştırabiliyorsunuz, ayrıntılı olarak içindekilere bakabiliyorsunuz. Fakat çalışma içeriği, meyve toplayıcılarına ne ödendiği, onların çalışma koşullarının ne olduğu hakkında hiçbir şey öğrenemiyorsunuz.
Düşük ücretle ve köle gibi çalışma globalizasyonun kabul edilemez yüzü haline geldi. Bu durum hepimizi etkilemektedir. Çünkü insanların yasadışı çalıştırılması, kötü kuralların oluşması sadece ahlaki açıdan kabul edilemez olmayıp, aynı zamanda düzenlenmiş iş piyasasında ücret ve çalışma koşullarının güvenliğini de baltalamaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’na göre dünya genelinde 1.2 milyon çocuk yasadışı çocuk ticaretinden etkilenmektedir ve bu problem gittikçe büyümektedir. Yetişkinler arasında bu rakam karmaşık bir şekilde artmaktadır. (20 milyondan fazla insanı etkilemektedir.) Kölelik, duygulandırıcı bir kelimedir. Fakat insanların sahipleri arasında menkul eşya gibi ticareti yapıldığı durumunu açıklamak için bu kelimeyi kullanıyorsak kölelik hala yaşıyor demektir. Yasadışı insan ticareti yapanlar ve çete başları, sözleşmeli borçlanma formu alıyorlar ve zorla imkansız ücretleri ödettiriyorlar. İnsanlar çalışma kamplarında zorla tutuluyor.
Britanya’da polisler, çeteler tarafından sahiplenilmiş göçebe tarım çalışanları için piyasada araya girmede etkisiz oluyor. Ülkenin iç bölümlerinde gelir, minimum ücret düzeyinde kontrol edilmektedir. Bu konuda işçiler arasında şikayetlerde hareketlenme olmaktadır. Bu durum endüstri mahkemelerine gidebilir fakat davacıların sayısı oldukça az ve izinsiz çalışan umutsuz Bangladeşlilerin ücretleri hakkında şikayet imkanları bulunmamaktadır.
Uyuşturucu madde de yaşamı yıkıma uğratıyor ve Amerika uyuşturucu madde ticaretiyle mücadelede milyarlarca dolar harcıyor. Fakat ne kadar insanın yaşamı düzensiz, insanlık dışı çalışma koşulları ile yıkıma uğratıldı? Neden insan ticareti ile mücadele aynı tür karşılık almıyor?
Cancun ticaretinin çöküşü devletin gerçek önceliklerini göstermektedir. Amerikan sübvansiyonu, Japon ve Avrupa tarımını, gelişmekte olan ülkelerdeki çalışma yoğun tarım ile zarara uğratmaktadır. Amerika her tonunu yüksek miktarda sübvanse ettiği Meksika’dan mısır ihracatı yaparak Meksikalı tarım çalışanları için (herhangi bir tercih hakkı bulunmayan fakat sınırın kuzeyinde yasadışı çalışmayı düşünen) yeni iş fırsatları ortaya çıkarmaktadır.
Süpermarkette bir meyve suyu kutusundaki etiketi okuduğumuz zaman bunların ne kadarını biliyoruz veya önemsiyoruz? Bir ürünün çalışma kaynakları hakkında bilgili olabilirsek bu konuları önemseriz. Örneğin düzenli çalışma koşulları ile üretilen ürünler için sağduyulu insanlar daha çok para ödüyor.
Öyleyse neden etiketlerde daha fazla bilgi ve garanti bulamıyoruz?
Belçika’da alışveriş yapıyorsanız yukarıdaki soruyu sormayacaksınız. Belçika devleti “Sosyal Etiket” kavramını ilk olarak ortaya çıkarmıştır. Sosyal Etiket, alışveriş yapanlara bir ürünün ILO tarafından düzene koyulmuş çalışma standartlarında üretildiğini göstermektedir. ILO koşulları, birliğin bağımsızlığını, kollektif uyumu, zorunlu ve çocukların çalışma durumu ve eşitliği içermektedir.
Her şirket, bu etiketi alarak Belçika pazarında bir veya daha fazla ürün satabilmek için başvurabilmektedir. Eğer şirket bu etiketi alabilirse, ürünleri ILO koşulları içinde üretilmektedir. Şirketler, Belçika Ekonomik İşler Başkanlığı’nın yetki verdiği firmalar tarafından yapılan denetimlere veya “sosyal denetimlere” uygun davranmalıdır. Sosyal etiket için her başvuru, başvuruda bulunan şirketin işçi temsilcileri tarafından imzalanmalıdır. Başvurulara sendikalar, tüketiciler, işverenler ve devlet üyelerinden oluşan bir “sosyal sorumlu üretim komitesi” tarafından karar verilir ve izlenir. Müffettişleri aldatanlara uygulanacak cezalar para cezasını ve hapis cezasını içermektedir.
Britanya’da, insan standartları için müffettişler bulunmaktadır. Ancak yurtdışından gelen ürünler olduğu için bütün ürünlerde standart sağlanamamakta ve bu standardı zincirleme olarak yaymak oldukça zor olmaktadır. Britanya’da şirketler CSR olarak adlandirilan bir indekse girebilmek için yarişmaktalar. Fakat bu bir benchmarking aracindan başka bir şey degildir. Şirketler, kendi aralarinda, kendi yapilarini ve sosyal sorumluluk garanti belgelerini karşilaştiriyorlar. Bu durum uygulama için bir deger oluşturuyor fakat standart-kuruluş onayina götürmüyor.
Belçika’nın örneğini izleyenlerden kim ders almalı? Bu etiketleme devlet tarafından bir düzenleme gerektirmemektedir. Önde gelen şirketler, tedarikçi firmaları uluslararası çalışma standartları ile garanti altına almaktadır. Nike, tedarikçi firmalar arasında kötü çalışma koşullarına karşıt reklamlar yaparak faaliyetlerini harekete geçiriyor.
Diğer işyerleri bu uygun koşulları izlerse sosyal denetim bir çok yerde mevcut olacak. Şirket yöneticilerinin, tedarikçi firmalar arasında çalışma standartlarına körleşmiş durumlarını değiştirip değiştirmeyeceklerini kendilerine sormaları, tedarikçi firmaları denetlemeleri, üretim yapılırken ziyaret etmeleri ve zorlayıcı sorular sormaları gerekmektedir. Çalışma kaynaklarının doğruluğu kanıtlanmış olmalıdır.
Bu davranışları kim teşvik etmelidir? Bunun cevabı açık; insan kaynakları yöneticisi. Gelişen İK yöneticileri, çalışma standartlarını kurmaya çalışmalıdır. Sadece kendi şirketlerinde değil, onların bağlı oldukları zincirde ve tedarikçilerde, özellikle outsourcing, üretim için baştan başa oluşturulmalıdır.
ILO, çalışma suistimallerinin bilinmesini sağladı. Devletler suistimallere tepki göstermeyi yavaşlattılar. Fakat işyerleri, yeni kanunlar için beklemek zorunda olmadığından tepki göstermektedir.
Kaynak : Financial Times, Richard Donkin
|